MERHABA :)

PIRILTI, SEVDİĞİNİZİN GÖZÜNDE, GECE GÖKYÜZÜNDE, DOLUNAYDA DENİZ ÜZERİNDE, GÜNDÜZ GÜNEŞİN KOLLARINDA, RÜZGARLI BİR KOYDA ÇIRPINTILAR ARASINDA. GÖRMEK İSTEDİĞİNİZ HER YERDE...

İşte bu pırıltı bana hep yaşama sevinci vermiştir. Yaşama sevincimi sizlerle paylaşmak için "Pırıltı"yı oluşturmaya karar verdim. Keyif almanızı ve yaşama sevincinizin daim olmasını dilerim.
Sevgilerimle,

Duygu

"Dış güzellik iç güzelliğin görünen kısmıdır. Her insan gözlerindeki pırıltıda kendini belli eder..." Paulo Coelho

1 Ağustos 2011 Pazartesi

YÜZEYSELLİK GÖZLÜĞÜ 1

Tüm insanlık olarak “yüzeysellik gözlüğü” takmışız bu âlemde…
Eşim Tevfik hep,  “bazen köşeye çekilip etrafa bakmak gerek, hatta duvarın köşesinde odayı seyreden bir sinek olmak lazım” der. Evet, olaylara dışarıdan bakmak gerek.
Sıkıntılı geçen bu günlerde ben de odamın köşesine çekildim ve seyre daldım dünyayı. Çevrede yüzeyselliğin nasıl da başını alıp gittiğini gördüm. Yüzeysellik içinde yaşayan insanlara;  “yüzeysellik gözlüğü” takmış insanlar dedim. Her konu hakkında konuşan, bununla birlikte derinlemesine indiğinizde tıkanıp kalan insanlar mı dersiniz, 40 yıldır birlikte yaşayan ve bir diğerinin ne kadar esprili bir insan olduğunu farkında olmayan insanlar mı? Ya, aynı evde yaşadığı halde birbirlerinin zevklerinden bihaber aile bireylerine ne demeli?
Amatör bir tiyatro grubunu – yaş ortalaması 35 - izlemeye gittiğimde, izleyiciler arasında bir oyuncunun babası vardı ve yanımda oturuyordu. Oyun başlamadan bana döndü, heyecanla : “Oyunda benim kızım da oynuyor; kızımın böyle bir yeteneği olduğunu bilseydim onu konservatuara gönderirdim” dedi.
Aslına bakarsanız bu “yüzeysellik gözlüğü” takma halleri çoğu insanda bir ömür boyu sürüyor maalesef. Bir insanı tanımaya çalışmak (zevklerini, endişelerini, korkularını, heyecanlarını bilmek), onunla konuşmak, onu dinlemek ve anlamaya çalışmak büyük çaba gerektirir. Çoğumuz bundan kaçınıyoruz.  Olaylar karşısında verdikleri tepkilere göre isimlendiriyoruz insanları ve çoğunlukla olumsuz isimlendirmeler yapıyoruz. İnatçı, çekilmez, asabi, burnu büyük, cimri, beceriksiz… Kime göre ve neye göre? Bu isimleri verdiğimiz insanların “neden bu şekilde davrandıklarını” hiç düşünüyor muyuz? Hangi ruh halindeydiler, o sırada akıllarında ne vardı, ne düşünüyorlardı? O gün gününü nasıl geçirmişti?  Neler yaşamıştı? İletişim halinde olduğumuz kişileri derinlemesine anlamaya çalıştığımızda yavaş yavaş “yüzeysellik gözlüğünden” kurtulmuş oluruz.

Her şeyin, olaylara “nasıl bakmak istediğimize” bağlı olduğuna inanıyorum. “Yüzeysellik gözlüklerinden” kurtulmamıza ve insanları anlamaya çalışmamıza.

 Duygu

4 yorum:

  1. Neye baktığımızdan daha önemli olanın neyle baktığımız olduğuna katılıyorum.
    Ancak yüzeysellik gözlüğüne de ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
    Yüzeysel bir bakışla tüm gerçeği olduğu gibi algılayabileceğimiz gibi, çok ayrıntılı bir yaklaşımla yanlış sonuçlara ulaşma ihtimalimiz de var.
    Sanırım aklımızı kullanma yeteneğimiz ölçüsünde neye nasıl bakacağımızı bilebiliyoruz.
    Gözlüğümüzü akıl ve zeka kulaklarına takdığımız sürece her şeyi net göreceğimize inanıyorum. ( Aniden kulaklarını yoklar. Anağh! Nerdeler ya? ehi. )

    YanıtlaSil
  2. oyumben, katkınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil