MERHABA :)

PIRILTI, SEVDİĞİNİZİN GÖZÜNDE, GECE GÖKYÜZÜNDE, DOLUNAYDA DENİZ ÜZERİNDE, GÜNDÜZ GÜNEŞİN KOLLARINDA, RÜZGARLI BİR KOYDA ÇIRPINTILAR ARASINDA. GÖRMEK İSTEDİĞİNİZ HER YERDE...

İşte bu pırıltı bana hep yaşama sevinci vermiştir. Yaşama sevincimi sizlerle paylaşmak için "Pırıltı"yı oluşturmaya karar verdim. Keyif almanızı ve yaşama sevincinizin daim olmasını dilerim.
Sevgilerimle,

Duygu

"Dış güzellik iç güzelliğin görünen kısmıdır. Her insan gözlerindeki pırıltıda kendini belli eder..." Paulo Coelho

22 Aralık 2011 Perşembe

DEDEMİN İNSANLARI


Yaş ilerledikçe elinizden kayıp giden zaman olmuyor sadece; sevdiklerinizi ve değerlerinizi de yitirebiliyorsunuz.
Sevdiklerimizi ve zamanı geri getiremiyoruz belki bununla birlikte, yitirdiğimizi düşündüğümüz değerlerimizi canlandırmak,
hayatımıza geri kazandırmak bizim elimizde. Bizler bu değerleri yaşattıkça gelecek nesillerinde onlara sıkı sıkıya bağlı olacağına inanıyorum... İşte bütün bunları bana düşündüren  "Dedemin İnsanları" oldu. Uzun zamandan beri, izlediğim bir film beni bu kadar çok etkilememişti. Ülkemize bir armağan olan eşsiz yönetmen Çağan Irmak yitirdiğimiz tüm değerlerimizi bize hatırlattı ve onlar için çok ağladım. 

18 Aralık 2011 Pazar

ÖNYARGISIZ YAŞAM

Eskiden “peşin hükümlü” derdik önyargılı insanlara. “Şu konu veya bu kişi hakkında peşin hükümlüsünüz efendim” diye konuşmalara şahit olurduk ve fakat bilmediğimiz bir şey vardı ki; o da bazen hiçbirşeyin göründüğü gibi olmadığıydı. Sanırım günümüzde de bunu zaman zaman unutuyoruz. Tanımadığımız, bilmediğimiz bize benzemeyen, düşünce yapımıza ters gelen, kendimizi yakın hissetmediğimiz, herşeye önyargılıyız.

7 Aralık 2011 Çarşamba

TARİHİ DEĞİŞTİREN KADINLAR

Keyif alarak okuduğum bir kitabı daha sizlerle paylaşmak beni çok mutlu ediyor. Bu sefer 30 yaşam ile içiçeydim. Bazıları korku filmi gibiydi desem; abartmış olmam sanırım! Oldukça akıcı bir dille yazılmış, kendi çağında zamanına damgasını vurmuş 30 ayrı kadının çarpıcı hikâyesiydi okuduklarım. Güç, hırs, vahşilik ve kötülükleri karşında kanımın donduğunu hissettiğim anlar oldu. Bunun yanında bazı kadınların karşılıksız iyilik yapmaları, insalığa kendini adamaları ve çalışkanlıklarına şahit olmak ise çok  etkileyiciydi.


devamı için, http://www.okuryatar.com/tarihi-degistiren-kadinlar-duygu-ceritoglu/

23 Kasım 2011 Çarşamba

GÖKYÜZÜNE BAKMAYI UNUTMA!

İlkbaharın sıcak günlerini yaşadığımız günlerde sabahları kuşların cıvıltısını duymak, güneş ışınlarının capcanlı ışımasını görmek için daha erken kalkmak istiyor insan. Güneşin doğuşunu izlemek nasıl da heyecan verici bir his. Yavaş yavaş ufkun arkasından önce ışıklarını gönderiyor yaşam kaynağımız güneş. Sonra kendine güzel bir yer hazırlıyor ve gelip kuruluyor tahtına; “dünyanın hükümdarı benim” der gibi.

1 Kasım 2011 Salı

YENİ OKUDUM - KELEBEĞİN KIZI

KELEBEĞİN KIZI

Öyel güzel ve yumuşacık yazılmış ki elimden bırakamadım desem yeri var.
Kral kelebeklerin yaşam yolculuğu ile kahramanımızın yaşamı arasındaki büyük bağ ve uyum çok ilgi çekici. Ayrıca Kral kelebeklerin yaptıkları uzun ve inanılmaz yolculuğa da tanık oluyorsunuz kitabı okurken. Ben çok sevdim.


Duygu

28 Ekim 2011 Cuma

SÖZÜN BİTTİĞİ YER...

CUMHURİYETİMİZİN 88. YILINDA LAİK VE DEMOKRATİK DÜŞÜNCEMİZİ YAŞATMAYA DEVAM EDECEĞİZ

YAŞASIN CUMHURİYETİMİZ!!!

Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi
Ey Türk Gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927



11 Eylül 2011 Pazar

22 Ağustos 2011 Pazartesi

İZLEDİM, BEĞENDİM..

UZAK İHTİMAL... Harika oyunculuk ve güzel kareler izlemek isteyenlere. Kalbinize dokunacak eşsiz müziği ve konusuyla çok farklı bir film.

Duygu

6 Ağustos 2011 Cumartesi

www.izgoren.com'da "SON KEZ"

www.izgoren.com sitesi yayın hayatına son verdi. Orada yayımlanan veda yazımı sizlerle paylaşıyorum.

Her yeni gün, yeni bir başlangıç ve bu yeni başlangıçlarda kimin hayatına yakından ya da uzaktan dahil olacağımızı bilemiyoruz.
Geçtiğimiz haftalarda düzenlenen Okuryatar toplantısında Sevgili Asiye Koray Bendon ile kısa sohbetimizde “bütün dünyadaki insanların birbiri ile bir şekilde bağlantılı olduğu ve birbirinin hayatına etki ettiği”  konusunda hemfikir olduk.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

OKURYATARYAZAR HALİ...

Bu gece tam bir "okuryazaryatar" halindeyim.
Derinden gelen hafif müzik sesi, kavurucu Ankara sıcağında dönen vantilatörün serinletici havasıyla keyfim yerinde.

YÜZEYSELLİK GÖZLÜĞÜ 1

Tüm insanlık olarak “yüzeysellik gözlüğü” takmışız bu âlemde…
Eşim Tevfik hep,  “bazen köşeye çekilip etrafa bakmak gerek, hatta duvarın köşesinde odayı seyreden bir sinek olmak lazım” der. Evet, olaylara dışarıdan bakmak gerek.

19 Temmuz 2011 Salı

12 Temmuz 2011 Salı

CAN YOLDAŞI

Öyle yalnız hissediyorum ki bazen kendimi; savunmasızım. Dünyada benden başka hiç kimse yokmuş ve bir çölün ortasında kalakalmışım gibi. Sizde hiç böyle hissediyor musunuz? Arayacak, konuşacak hiç kimseniz yokmuş gibi? Nefes almakta bile zorlanıyorsunuz. “Birisini arasam, belki sesini duyunca içimi rahatlatır” diye telefonunuza bakıyorsunuz. Telefon rehberinizde belki onlarca isim var ama yine de konuşacak hiç kimse yok! Sonra birden, O’nu düşünüyorsunuz, ruhunuzu aydınlatan, içinizi rahatlatan, size nefes olan kişiyi. Şimdi yanınızda olamasa bile, kısa zamanda yanınızda olacağını biliyorsunuz ve yavaş yavaş nefes alabildiğinizi duyumsuyorsunuz. Çünkü “O” sizin sırdaşınız, dostunuz, kardeşiniz, sığınağınız, en güvendiğiniz, yol arkadaşınız, can yoldaşınız… Tekrar hayata dönmek, kendinizi daha iyi hissetmek için “O”’nun varlığını düşünmek bile yetiyor…

Duygu



6 Temmuz 2011 Çarşamba

GÖKGÜRÜLTÜLÜ BİR YAZ AKŞAMI

Benim için çoooooooooooook uzunca bir aradan sonra yeniden iş hayatına giriş yaptım. Çalışmayı öyle özlemişim ki üretim içinde bulunca huzur içinde hissediyorum kendimi. Tabii hem iş kadını hem de ev kadını olunca evde işler biraz sıkışıyor. En uygun fırsatta evde olan işleri yapmaya çalışıyorum. Başta biraz zorlandım, bununla birlikte şimdi işler yolunda J Bu akşam eve gelince yemekten sonra evimizi süpürdüm, sildim. Şimdi biraz dinleniyorum. Pencerem açık. Dışarıdan hafif rüzgar esmeye başladı odanın içine doğru ve ardından şimşekler çakmaya başladı.

CHANEL, RÜYA GİBİ BİR HAYAT

Chanel, namı diğer Coco'nun rüya gibi bir hayatı hakkında fikir edinmek isterseniz, okuryatar'da çıkan yazımı okuyabilirsiniz :)
http://www.okuryatar.com/chanel-ruya-gibi-bir-hayat-duygu-ceritoglu/#more

Duygu

16 Haziran 2011 Perşembe

HAYDİ DESTEK OLMAYA... BİR ÇOCUK DEĞİŞİR, TÜRKİYE DEĞİŞİR...

Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın her yıl düzenlediği BAĞIŞ KAMPANYASI nı size haber vermek istedim. (Orijinal metin aşağıda) Tabii sadece bu kampanya da destek olabileceğimiz anlamına gelmiyor bu. Her daim destek olabiliriz. Düşünsenize sadece 60TL'ye 1 çocuğun bir yıllık eğitim desteğinin maliyeti. HAYDİ DESTEK OLALIM...









28 Mayıs 2011 Cumartesi

ÖMRÜMDEN UZUN İDEALLERİM VAR!

Bu hafta  okuryatar.com'da başka bir kitap tanıtım yazım yayımlandı :)
Keyif almanızı dilerim.
Kitabı satın alarak TEGV'e destek olabilirsiniz.
http://www.okuryatar.com/omrumden-uzun-ideallerim-var-duygu-ceritoglu/#more

16 Mayıs 2011 Pazartesi

DOLUNAY

Dolunay tüm haşmetiyle evimize konuk oldu bu gece; odamızın ortasına kuruluverdi. Parlaklığına, çevresine yaydığı aydınlığa ve devasa büyüklüğüne hayran olmamak elde değil.
Odanın ışığını kapatıp perdeleri şöyle bir açtığımda davetsiz olarak süzülüp geldi evimizin en sevdiğimiz yerine, bize neşe getirdi. Saygıyla ve hürmetle eğildik önünde. Ona nasıl hizmet edeceğimizi bilemedik, dolandık etrafında birkaç kez. Vakur bir şekilde bize, “bu akşam sizinle birlikte olmak istedim, sizinle olmanın tadını çıkarmak istiyorum” dedi. Bizde evimize verdiği heyecan, mutluluk ve biraz telaşla oturduk parlak ışığının dibine. Nasıl da heyecanlandım onu görünce; sanki aşkımı görmüşüm gibi kalbim kıpır kıpır oldu, heyecandan titrediğimi hissettim. Sonra, bir süre oturunca beraber, alıştık birbirimize, “ çok fazla kalamayacağını başka evlere de konuk olmak istediğini” söyledi. Ben biraz endişelendim; ya diğer evlerdekiler bizim gibi heyecanlanmaz, ışığını istemez ve perdelerini kapatırlarsa… O beni teselli etmeye çalıştı. “ Merak etme sen, ben, beni isteyene konuk olurum, istemeyene hiçbir rahatsızlık vermem, bulutların arkasına dolanır geçer giderim” dedi. İçim biraz rahatladı. Sonra vedalaştık ve onu uğurladık. Tabiî ki bu son görüşmemiz değildi, yine gelecekti. El salladık birbirimize, bizden iyice uzaklaşana kadar arkasından baktık. Derken bir bulutun arkasına girip kayboluverdi…
Ben de çaresiz Yeni Türkü’nün şarkısını mırıldandım arkasından, Dolunay…

Ay dolunay dalgın gecede
Ay büyüyor tam yüreğimde
Suskunum ben söyleyemem
Ay ben ay neden

Ay dolunay sessiz gecede
Ay bir anda düş yüreğime
Yanayım ben söz büyürken
Ay ben ay sana

Bırak ateşte
Sözler çoğalsın
Ateşten sözler
Yaksın dolunayda

Ateşten sözler
Ayaklanırsa
Akıntıya karşı
Koşar mı dolunayda

Ateş dilinde



9 Mayıs 2011 Pazartesi

ÇOCUKLUK

Seksenli yıllarda, ilkokula giderken yaz tatilinin gelmesini sabırsızlıkla beklerdim. Yaz tatili demek, oyun demekti, yarışlar demekti. Özellikle tatildeki 2-3 haftalık bir dönem benim için çok eğlenceli geçerdi. Nesrin yengemin yeğeni, Ahmet ağabey ve onun kız kardeşi Zeynep gelirdi. Onlarla çok eğlenceli oyunlar oynardık. Ben, en çok sokaklar arasında düzenlediğimiz ve dört sokağı kapsayan bir parkuru olan engelli, uzun mesafe koşu yarışlarını severdim.

5 Mayıs 2011 Perşembe

SOL AYAĞIM

Yeni kitap tanıtım yazım okuryatar'da yayımlandı :)   Hayata bakışınızı değiştirebilir.
Keyif almanızı dilerim.

SOL AYAĞIM...
http://www.okuryatar.com/sol-ayagim-duygu-ceritoglu/#more

29 Nisan 2011 Cuma

KÜÇÜK BİR GÜLÜMSEME...

“Dünya da herkesin senin gibi bir gülümsemesi olsa savaşlar olmazdı” dedi öğretmeni ona, bulunduğu zor anında gülümsemeye devam etmişti çünkü.

Bir gülümseme ile neler gerçekleşir hiç düşündünüz mü? Bir kere bulaşıcıdır. Bize gülümseyen birini gördüğümüzde bizde gülümseriz, gülümsememek mümkün değil değil  mi? J


Gülümseme anında 17, kaş çatma anında ise 43 kas çalıştığını biliyor muydunuz? 

21 Nisan 2011 Perşembe

İYİ DİNLEYİCİ

"Susmak güzel bir erdemdir, isterseniz bu konuyu sizinle saatlerce konuşabilirim." der büyük düşünür, büyük yazar
George Bernard Shaw

“Beni dinlemiyorsun” diye bağırdı adam karşısındakine, diğeri ise sakin bir şekilde “dinliyorum” dedi başını kaldırmadan baktığı ekrandan.  “Laf göze anlatılır duvara değil” dedi adam.  Bu sözle irkilmişti diğeri; özür diledi, ekranı kapattı ve adamın gözlerinin içine bakarak onu “dinlemeye” başladı.

1 Mart 2011 Salı

İSTEKLERİMİZ… DÜŞÜNCELERİMİZ…


"Düşüncelerin neyse hayatın da odur. Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir."
Shakespeare

Şöyle bir etrafıma baktığımda “istemediklerini” ifade eden ve “olumsuz” kelimeler kullanan pek çok insan olduğunu fark ettim. Ne istediklerini değil de ne istemediklerini sürekli söylüyorlardı. Yakın bir arkadaşımın kuzeni yıllar önce üniversiteden mezun olduktan sonra, sürekli, babasının memleketine asla yerleşmeyeceğini, babası gibi bankacı olmayacağını, evlenmek istemediğini hatta evlense bile hiçbir zaman çocuk yapmayacağını dile getiriyordu. Şimdi o kuzen, babasının memleketinde yaşıyor, evlendi, bir kızı var ve bir bankanın müdürlüğünü yapıyor!

16 Şubat 2011 Çarşamba

FEDA+KÂRLIK


Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanında, üvey annesine ve kardeşlerine bakmak için vücudunu satan Sonya’ya bir konuşma sırasında, romanın kahramanı Raskolnikov  “Senin en büyük günahın, kendini boşu boşuna öldürmen, feda etmendir. Bu kadar korkunç bir şey olamaz. Hem bu kadar iğrendiğin bir çamurun içinde yaşayasın, hem de bu davranışla kimseye yardım etmediğini, kimseyi hiçbir şeyden kurtarmadığını bilesin, bu korkunç bir şey olmaz mı?” der. Sonya’nın sırf onların mutluluğunu görmek için kendini feda etmesi ve üvey annenin bu durumu “Sonya’nın görevi” olarak görmesi, bu fedakârlığa mecbur olduğunu düşünmesi romanı okurken bile insanı çileden çıkarmaya yetiyor. Romandaki başka bir olayda da küçük kız kardeşe ayakkabı alınmak isteniyor fakat alamadan geri dönüyorlar çünkü “üvey annenin beğendiği” ayakkabıya paraları yetmiyor. “Ayranı yok içmeye tahtırevanla gider çeşmeye” misali durumlar da söz konusu.

15 Şubat 2011 Salı

BEKLENTİLER…



Çocukluğumun geçtiği mahallede oturan, yirmili yaşlarının sonuna gelmiş, üniversite mezunu, o zamanın Pamukbank’ında çalışan ve evde kalma korkusu yaşayan Hatice abla vardı. Hatice abla sonunda muradına erdi ve evlendi. Bir zaman sonra komşu kızı Arzu abla ile konuşurlarken kulak misafiri olmuştum. Hatice ablanın “cimri kocası” – Hatice abla öyle diyordu- evlilik yıldönümünde onu lahmacuncuya götürmüştü. Neredeyse ağlamalı bir sesle, “Düşünebiliyor musun, beni lahmacuncuya götürdü!” diyordu.

10 Şubat 2011 Perşembe

GÖZLERİNDEKİ PIRILTI…


Puslu bir kış sabahı, balıkçı kahvesinde, sobanın dibinde oturarak mis gibi kokan taze çaylarını yudumlayan emekli iki arkadaş olan Mehmet ile Adnan konuşuyorlardı; Mehmet çalışıyordu, Adnan ise inzivaya çekilmiş bütün gün evde oturuyordu.  Mehmet, emekli bir öğretmendi ve bekçilik yaptığı işinden dönerken uğramıştı kahveye, arkadaşının yanına ilişivermişti.
            Adnan:
            - Nereden böyle arkadaş bu torbadakiler ne, yüklenmişsin yine?
            Mehmet:
             ̶   Biliyorsun Ahmet bey’in villasında bekçilik yapmaya başladım, onun evi dağın yamacında, köyden bayağı uzak. Gelirken tepelerden dağ kekiklerini topladım eve gidip demet yapacağım yarın pazarda gidip satacağım, Sen ne yapıyorsun, sıkkın görünüyorsun?
           Adnan:
              ̶  Yalnız olmak zor be dostum. Öyle oturuyorum işte.

8 Şubat 2011 Salı

UMUT HEP VAR


Hastane koridorlarında koşarken sedyelerin, tekerlekli sandalyelerin üzerinde bulunan hastalar dikkatini çekti. Aralarında çok ağır makyajlı, peruklu, tırnakları ojeli, uzanmış veya oturan kadınlar gördü. Sonra birden kollarından sarkan hortumları fark etti. İçi burkularak kemoterapiye gelen hastalar olduğunu anladı. Hastaneye yeni geldiği için ilk defa bu insanları görünce şaşırmıştı. Aynı zamanda o insanlara hayranlık duymuştu. Kemoterapinin tüm yan etkilerine rağmen o hastalar iyi görünmek için ellerinden geleni yapmışlardı, yaşamaya dair istek ve umutları vardı…

Şili’deki madencileri yerin 700 metre altında 69 gün ayakta tutan da umuttu…

ÖZGÜVEN VE ÖZSAYGI


Nurbanu, 8 yaşında iken 8 yıldır ona bakan anneannesini bir hastalık yüzünden kaybetti. Annesi çalışıyordu ve zaman zaman dedesi ona bakmaya başlamıştı. Dedesinin de içinde bulunduğu depresyon yüzünden Nurbanu artık anneannesinin evine gitmek istemedi. Okuluna 15 dakika yürüme mesafesinde olan evinde tek başına kalmaya karar verdi. Annesi sabah işe giderken ona kahvaltı hazırlıyor, Nurbanu uyanınca kahvaltısını yapıyor ve okul hazırlıklarına başlıyordu. Bu böyle devam etti. Şimdi Nurbanu 10 yaşında. Sabah kalkıp kendi kahvaltısını kendi hazırlıyor. Artık okula çok daha uzak bir evde oturduklarından servis ile gidip geliyor ve o geldiğinde anne ve babası işten dönmemiş oluyor. Evin kapısını kendi anahtarı ile açıp evine giriyor ve ne ihtiyacı varsa kendi karşılıyor. Aile ziyareti için Silivri'ye gittiğimde tanıdığım 10 yaşındaki Ayşe’yi ise annesi yemekleri ağzına vererek besliyordu! Sizce hangi çocuğun özgüveni daha yüksek?