MERHABA :)

PIRILTI, SEVDİĞİNİZİN GÖZÜNDE, GECE GÖKYÜZÜNDE, DOLUNAYDA DENİZ ÜZERİNDE, GÜNDÜZ GÜNEŞİN KOLLARINDA, RÜZGARLI BİR KOYDA ÇIRPINTILAR ARASINDA. GÖRMEK İSTEDİĞİNİZ HER YERDE...

İşte bu pırıltı bana hep yaşama sevinci vermiştir. Yaşama sevincimi sizlerle paylaşmak için "Pırıltı"yı oluşturmaya karar verdim. Keyif almanızı ve yaşama sevincinizin daim olmasını dilerim.
Sevgilerimle,

Duygu

"Dış güzellik iç güzelliğin görünen kısmıdır. Her insan gözlerindeki pırıltıda kendini belli eder..." Paulo Coelho

16 Şubat 2011 Çarşamba

FEDA+KÂRLIK


Dostoyevski’nin Suç ve Ceza romanında, üvey annesine ve kardeşlerine bakmak için vücudunu satan Sonya’ya bir konuşma sırasında, romanın kahramanı Raskolnikov  “Senin en büyük günahın, kendini boşu boşuna öldürmen, feda etmendir. Bu kadar korkunç bir şey olamaz. Hem bu kadar iğrendiğin bir çamurun içinde yaşayasın, hem de bu davranışla kimseye yardım etmediğini, kimseyi hiçbir şeyden kurtarmadığını bilesin, bu korkunç bir şey olmaz mı?” der. Sonya’nın sırf onların mutluluğunu görmek için kendini feda etmesi ve üvey annenin bu durumu “Sonya’nın görevi” olarak görmesi, bu fedakârlığa mecbur olduğunu düşünmesi romanı okurken bile insanı çileden çıkarmaya yetiyor. Romandaki başka bir olayda da küçük kız kardeşe ayakkabı alınmak isteniyor fakat alamadan geri dönüyorlar çünkü “üvey annenin beğendiği” ayakkabıya paraları yetmiyor. “Ayranı yok içmeye tahtırevanla gider çeşmeye” misali durumlar da söz konusu.


Fedakârlık yapan kişi yaptığı işi kendine görev edinir. Karşı tarafta zaten bunu baştan kabul eder ve sürekli bekler, bekler, bekler… Vermekle kimseyi mutlu edemeyiz, vermenin sonu yoktur. Karşılıksız davranışlar içinde bulunduğumuz zaman, karşı tarafa bir bedel ödetmiyorsak yaptıklarımız hiçbir zaman değerli görülmeyecektir. Ve bir gün vermelerimizi, karşılık beklemeden yaptıklarımızı yapmaktan vazgeçtiğimizde sanki o ana kadar hiçbir şey yapmamışız, hiçbir iyilik ve yardımda bulunmamışız gibi bir muamele ile karşı karşıya kalırız.

Sırf ailesini rahatlatmak ve mutlu etmek adına sürekli borç içinde yaşayan Sinem çok mutsuzdu. Aslında ailesinin ondan direkt olarak bir isteği yoktu. O gördüğü eksiklikleri tamamlıyor, torba torba market alışverişi yapıyor ya da faturaları ödüyordu. Eksiklikler tamamlandığında, faturalar ödendiği andaki evdekilerin yüzündeki rahatlama onu bir anlık mutlu ediyordu. Bu yaptığı her fedakârlık karşısında annesi ona hep kızıyordu “yapma kızım, etme kızım, sen kendi borçlarını öde kızım”. Ne kadar yapma, etme dese de faturalar ödendiğinde annesinin yüzünde bir rahatlama görünüyordu. Sinem’in bütün istediği de buydu. Ya Sinem? Onun duyguları neydi, borç hesap özetleri geldiğinde neler hissediyordu? Her ay sadece asgari ödeme tutarını ödemekten borç gitgide artıyordu. Sinem’le aynı anda çalışmaya başlayan akranları, kendilerine ev ve araba almışlardı; giyimleri çok şıktı ve birçok sosyal aktiviteye katılıyorlardı. Sinem ise kart borçları ile debeleniyor, evi arabayı bırakın sinemaya bile gidemiyordu. Ev ile iş arasında mekik dokuyordu. Farkında olmasa bile “desinler” diye yaşıyordu. Annesinin “Sinem eve şunu aldı, bunu yaptı”  diye çevresine anlatması hoşuna gidiyordu. Peki ama bu nereye kadar gidecekti..?

İki dost oturmuş konuşuyorlar;
Birincisi : “ Bu sabah oğlum benden koyun almak için para istedi ne dersin vereyim mi?”
İkincisi  : “ Belli ki acil bir iş değil, bir hafta beklet, ondan sonra ver.”
Birincisi : “ Ama şu anda ona verecek param var. Bir hafta ne fark eder ki?”
İkincisi   :” Çok fark eder. Tecrübelerim bana, insanların yalnızca elde edip edemeyeceklerinden emin olamadıkları şeylere değer verdiklerini öğretti” * der.


Sevdiklerimize- ailemize, eşimize, çalışma arkadaşlarımıza- iyi bir insan olarak herkese yardım etmek isteriz. Bu paylaşımların “bir sınırı olması” şartı ile. Bunu nasıl yapacağız dersek, bu da “hayır” demeyi öğrenmekle başlar. Örneğin; bir çalışma arkadaşımız kendisinin yapması gereken işi konusunda bizden bir yardım istiyor. Eğer zamanımız varsa ona yardım etmeliyiz; kendi işlerimiz arasında “ona yaranmak ve şirin gözükmek” adına onun işlerini üstlenirsek etraftan “ne kadar feda+kâr bir arkadaş” olarak gözükürüz öyle değil mi? Esas olan eğer uygunsak yardım edebilmek, değilsek kibarca “hayır” diyebilmektir.

Çok sevgili bir arkadaşım, o kadar iyi kalpli ki sadece kanatları yok melekliğini ispatlamak için. Bugünlerde bebek bekliyor ve hormonların devreye girmesi ile duygusal yönden hassaslığı iyice arttı ve melekliği de kanıtlanmış oldu. Ev temizliğine gelen yardımcısının bütün duygu sömürülerine olumlu tepki veriyor ve evde ne varsa ona veriyor. Anlattığına göre hamileliğin ilk aylarındaki mide bulantıları yüzünden evde yemek görmeye tahammülü olmadığı zamanlarda gelen yardımcıya mutfakta ne varsa hepsini vermiş, daha sonraki günlerde yardımcı geldiğinde “kızımın canı şunu çekti, kızım bunu istiyor sende vardır, verir misin” diyormuş. Tabii bizimkide “hayır” demeyi bilmediği için vermeye devam ediyormuş. Son noktayı da arkadaşımdan izin almadan onun parfümünü kullanması olmuş, arkadaşım eve geldiğinde ev buram buram parfüm kokuyormuş ve yardımcı “parfümünü kullandım” bile dememiş. Bunları anlattığında kendisi de bu duruma çok üzülüyordu, sanırım yavaş yavaş “hayır demeyi öğrenecek.

Konfüçyüs “efendi adam kendisinden çok şey, başkasından az şey bekler” der. İnsanoğlunun her şeyin bir sınırının olduğunu görmesi gerek; almanın da vermenin de.

“Bir mum diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez” der Hz. Mevlana. Sadece mumu tutuşturmak ve sonra çekilip kendi kendine yanmasını, ışık vermesini izlemek en doğru hareket olsa gerek. Yoksa mum, yanması için diğer muma ateşi ve ışığı sürekli verirse kendisinde verecek ışık kalmayacaktır.

Biz kendimizi “feda” ederken “kârlık” karşı tarafa kâr kalıyor…

Servet Duygu CERİTOĞLU

* Paulo COELHO / Kazanan Yalnızdır – Can Yayınları

4 yorum:

  1. Fedakarlık mı? Bencillik mi?
    Herhangi bir zorlukla karşılaştığında, çevresindeki insanların kendisi için her türlü risk ve sıkıntıyı göze almalarını kendi menfaatlerinden ödün verme pahasına da olsa, ona destek olmalarını bekler. İçten içe hep kendi istek ve çıkarlarını korumak, kendi rahatını ve konforunu sağlamak ister. Aksi bir durumda ise çıkarlarını korumak ve kendisine bir zarar gelmesini engellemek adına değer verdiği pek çok şeyi gözden çıkarabilecek bir tavır gösterebilir.
    İnsanın nefsinde var olan bu tutku derecesindeki bencillik duygusu her zaman hesaba katmak gerekir.
    İnsanlar Fedakar olduklarını zannederler ama fedakarlık neye göre fedakarlıktır.Bazen fedakarlıklar Bencilliği içinde Barındırır.
    Kar etmek gibi...

    YanıtlaSil
  2. Eşref, katkın için teşekkür ederim :)

    YanıtlaSil
  3. Feda-karlık toplum tarafından yüceltilen bir kavram. Oysa hilesini içinde açıkca barındırıyor. Yapılan bir fedadan daima beklenen bir kar vardır. Her fedakarlık bir beklentiyi içerir. Ve gerçekte hiçbir fedakarlık kişiye beklentisi doğrultusunda kar getirmez. Getirdiği şey eninde sonunda kullanılmışlık duygusu, bezginlik, öfke ve ziyan olan zamanın ardından yakılan ağıttır.

    YanıtlaSil
  4. Oyumben, kesinlikle doğru ifade ettiniz, teşekkür ederim katkınız için :)

    YanıtlaSil